Parıltı Logosu Bize Ulaşın Bağlantısı
Parıltı Logosu
Parıltı Logosu
 
  BASINDAN

 

Görmeyen çocuğa 'Parıltı' saçıyorlar

İkizler Erken Doğdu

Her şey 17 Ağustos depremi nedeniyle Suna Yüksek'in ikizlerini 13 hafta erken doğurmasıyla başladı. İkizlerin gözleri görmüyordu. Suna Yüksek çocuklarını en iyi şekilde yetiştirmek için görme engelli psikolog Hale Bacakoğlu'ndan yardım istedi.

El ele verdiler

Türkiye'de 0-6 yaş grubundaki görmeyen çocuklara el uzatacak tek bir dernek bile yoktu. Bacakoğlu ve Yüksek'in çabalarıyla çocukları görmeyen 10 aile bir araya geldi ve 2003 yılında 'Parıltı Görmeyen ve Az Gören Çocuklara Destek Derneği'ni kurdu.

Mekân yetersiz

Bugün Kadıköy'de bulunan dernek 80 metrekarelik bir dairede 285 çocuğa eğitim veriyor. Renkleri ve yazmayı öğrenen çocuklar hayata tutunmak için gerekli becerileri kazanıyor. Üyelerin en büyük ihtiyacı, daha geniş bir dernek binasına sahip olmak

Görmeyen çocuğa 'Parıltı' saçıyorlar

Görme engelli çocukları olan 11 aile tarafından kurulan Parıltı Derneği sayesinde bugün 285 çocuk renkleri biliyor, yazma öğreniyor, artık hayata dört elle sarılıyor

İSTANBUL - Erken doğan ikizleri görmeyen anne Suna Yüksek'in verdiği mücadele ve kurulmasına önayak olduğu Parıltı Derneği, diğer ailelerin de umut kaynağı oldu.

Marmara depreminden sonra televizyonlara yansıyan görüntülere bir de hamileliğin hassas psikolojisi eklenince Yüksek'in ikizleri 13 hafta erken doğdu. Birkaç gün sonra da acı haberi aldı. Bebekleri görmüyordu. Yıkıldı, ama kısa sürede toparlandı, çocuklarının eğitim alabilmesi için görme engelli çocuğu olan on aile ve Türkiye'nin yakından tanıdığı görme engelli psikolog Hale Bacakoğlu'yla bir araya gelip Parıltı Derneği'ni kurdu. Dernekte, Yüksek'in ikizlerinin yanı sıra 285 görmeyen çocuğa gönüllüler tarafından eğitim veriliyor.

'Görüntüler beni yıktı'

Marmara'yı yerle bir eden deprem, beş aylık hamile Suna Yüksek'in yaşamını da değiştirdi. Onu sarsan 7.4'lük deprem değil, sonrasında yaşanan acıydı. Uzmanlar, o dönem sık sık travma uyarısı yapıyordu. Suna Yüksek de televizyondaki görüntüler nedeniyle travma yaşıyordu: "Depremden çok korkmadım. Ama televizyonlarda, gazetelerde gördüğüm haberler beni yıktı. Parıltı Derneği'ne giden çocuklar sadece dört duvar arasında kalarak eğitim almıyor. Gönüllü öğretmenler çocukları sık sık çeşitli gezilere götürüyorlar.

O yıkıntılar, bağırmalar... Üstüne bir de hamileliğin verdiği farklı ruh halleri vardı. 'Sesimi duyan yok mu' diye bağırıyorlardı. Büyük yaralar açtı bunlar. Travma yaşadım..."

Retinaları gelişmedi

Yüksek, depremden bir ay sonra hastanedeydi. 19 Eylül 1999'da, Fatih ve Burak dünyaya geldi. Normal doğum için 13 hafta daha vakit vardı. Bebekler, anne kucağından önce yoğun bakıma alındı. Biri 60, diğeri 66 gün yoğun bakımda kaldı. Doktorlar, bebeklerin retinalarının çok gelişmediğini, ancak az da olsa görme ihtimali bulunduğunu söyledi. Fakat, bebeklerin vücudu anne karnındaki gibi gelişimini sürdürüyordu. İkisinin de göz damarlarında kanama oldu ve görme ihtimali de bitti.

'Her şeyi seslerinden tanıyorlar'

Yüksek ailesi, durumu öğrendiğinde yıkıldı. Ama, bir yıl sonra kendilerini toparladılar. Anne Yüksek, mücadeleye başladı: "Büyük bir yıkımdı. Bir annenin çocuklarının görmediğini kabullenmesi kolay değil. Bir yıl geçmeden üstesinden geldim. 'Çocuklarımı nasıl eğitirim'in derdine düştüm. Kitapçılarda bu konuda hiçbir yayın bulamadım. Araştırmalarımı sürdürdüm. Ve bu yol beni Hale Bacakoğlu'na götürdü.

İÜ'de öğretim görevlisiydi. Bize kitaplar verdi. Okuyunca büyük bir şoka daha uğradık. Biz bebeklerin mamasını, sütünü verip, beşikte uyutuyorduk. Kitaplarda ise bebeği yatakta bırakmamam, hiç yanımdan ayırmamam, onların 'gözü' olmam gerektiği yazıyordu. Evde eğitim böyle başladı. Bulaşık yıkarken sesler duyuyorlar. Hemen anlatıyordum. 'Çocuklar bu bıçağın, bu çatalın sesi, şimdi bardak yıkıyorum, bu bardağın sesi...'Ayakların duyarlı olması, bastığı yeri ayırt edebilmesi için ayakkabı giymeleri önerilmiyor. Taşta, betonda, halıda, tahtada yürüyordu. Dışarıda, yaprakların sesi, camın sesi, kuşun sesi diye tek tek, aklınıza gelebilecek her sesi tanıtıyordum.

Sürekli konuşmak ve anlatmak zorundasınız. Kadife, keten kumaşı dokunarak tanıttım. Renkleri öğrettim. Onlar için bir şey ifade etmiyor. Görmüyorlar çünkü. Ama doğal yaşam içinde kaynaşırken, her şeyi bilmeleri gerekiyor. Okulda diğer çocuklar renklerden bahsederken, bizimkilerin de rengin ne olduğunu bilmeleri gerekiyor.

Elbiselerini giydirirken, Şu an kırmızı tişörtünü, sarı şortunu, mavi çorabını giydirdim' diye anlattım. Hangi renk hangi renkle giyilir, renk uyumunu da öğrettim. Arabayla giderken, yanımızdan değişik sesli bir araba geçiyor. Hemen nasıl bir araba olduğunu, modelini soruyorlar. Geçenlerde dernekteki hocalarıyla otobüse binmişler. Şimdi oyuncak otobüs istiyorlar. Nasıl bir şekli olduğunu merak ediyorlar. Oyuncağı seviyorlar. Bir oyuncak var. Topaç döndürüyor. Bunu görmese bile topaç dönerken ellerini yaklaştırıp rüzgârını hissediyor, kulağını yaklaştırıp sesini dinliyor, eğleniyorlar."

Türkiye'de rehber yok

Yüksek ailesi çocuklarını bir yandan evde eğitirken, diğer yandan kendilerine yardım edecek bir kurum arıyordu. Ancak Türkiye'de 0-6 yaş grubundaki görmeyen çocuklara el uzatacak tek bir dernek yoktu. Bacakoğlu ve Yüksek'le birlikte çocukları görmeyen on aile 2003'te 'Parıltı Görmeyen ve Az Gören Çocuklara Destek Derneği'ni kurdu. Kadıköy'de küçük bir yerde faaliyetlerini sürdüren dernek, 285 çocuğa eğitim veriyor. Anne ve babaları bilinçlendiriyor. Velilerin kimi Adapazarı'ndan kimi Kocaeli'nden geliyor. Hepsi bu konuda 'rehbersiz' olmaktan yakınıyor. Çünkü hepsi uzun araştırmalar sonucu derneğe ulaşabilmiş.

Parıltı Derneği onlar için büyük umut. Çünkü hepsinin çocukları artık en azından yazabiliyor, renkleri biliyor. Çocukların büyük bölümü bu yıl kaynaştırmalı eğitime başlayacak. Derneğin en büyük sorunu yer. Belediyeler ve sponsorlardan yardım bekliyorlar. Şimdiye kadar çeşitli sponsor ve bağışlarla derneğe 10 Braille daktilo (kabartma yazı daktilosu) getirildi, altı tane de sesli okuma programı alındı. Dernek, gerekli tüm malzemeleri ABD'den getirtiyor. Çünkü hiçbiri Türkiye'de yok. Derneğe ulaşmak için: 0216 449 39 39 veya parilti.org.tr

Dünyanın sonu değil

Suna Yüksek, çocukları anaokulu çağına gelince kaynaştırmalı eğitim veren bir devlet okulunu seçmiş. Fatih ve Burak, gelecek yıl aynı okulun ilköğretim bölümüne başlayacak. Anne Yüksek'in mücadelesi herkes için bir ders: "Görenlerle birlikte okuyacaklardı. Bu nedenle bilinçlendirmek için onlara bazen 'göremediklerini' anlattık. Arkadaşları, 'Sen körsün' diyecekti. Onlara, 'Evet görmüyorum, ama yardım ederseniz sizin yaptığınız her şeyi ben de yaparım diyeceksiniz' dedik. Öyle de oldu. Sınıf arkadaşlarıyla kaynaştılar. Çocuklar ve aileleri çok iyiydi. Görmeyen çocukların da eğitimle normal bir yaşamları olacağını büyüklere anlatmalı.

Bunun için insanlar görsün diye çocukları sokağa çıkarıyoruz. Görmeyen çocuk sahibi olmak dünyanın sonu değil. Her şeyi yapabiliyorlar. Anne ve babalar durumu erken kabullenip, hemen eğitime başlamalı."

Radikal Gazetesi 08-Agustos-2005 DEMET BİLGE ERGÜN (Arşivi)




Görsel: Amacımız, görmeyen ve az gören çocukları doğumlarından, eğitimlerini tamamlamalarına kadar her alanda yaşıtlarıyla aynı seviyeye getirmek için gerekli desteği sağlamaktır.
 
  LuckyEye Logosu